14 Mart 2012 Çarşamba

Yaşasın Medya Saati

Günümüzde her evde bulunan bu kutu herkesi etrafına toplamış. Ailece bu kutunun başında  bir şeyler seyrediyoruz. Nüfus cüzdanı eski olanların aklına Yeşilçam gelirken, 85 ve sonrasında doğanların aklına Televizyon dizileri geliyor.
Bir ara beni de bağlamıştı bu diziler. Sonra fark ettim ki her hafta düzenli olarak ağladığım, psikolojimi çökerten dizilerde boğuluyorum.
Diziler aşırı duygulu acıklı oyun kavramını da aşmış durumda.
Reklamlarla, markalarla, dizilerdeki karakterlerle ve yarışmalarla kadının bir obje olarak yansıtıldığı bir dönemdeyiz. Sanat kaygısı beyazcamdan giderek uzaklaşıyor. Ve medya, kadınları bedenleri üzerinden sömürmeye devam ediyor.
Dizilerdeki tecavüz sahneleri aldı başını gidiyor.
 Tecavüz sahneleri nasıl bir estetikle kameraya alınırsa alınsın reşit olmayan birisi izlesin diye çekilmiş olamaz herhalde.
Ayrıca her türlü şiddetin yarattığı heyecan duygusu ve bu dizilerde şiddeti uygulayanların kahraman olarak sunulması gibi 'koşullanmalar' da kontrol edilemez.
Reyting ve ‘’Share’’ için insanları parmaklarında oynatmaktan çekinmediler hiç bir zaman. Bir de işin kolaya kaçma kısmı var ki bütün yaratıcı düşüncelerin karşılarında buz kesildiği anlar.
  Maalesef ‘’Yurtdışında insanlar hangi formatları beğenmiş? Reyting durumları neler? Yaratıcı düşünce de neymiş? Uyarlarım onu paraya para demem.’’ Mantığında işler yapılıyor. İyi hoş ama yaratıcı düşünceye de ihtiyacı var bu Televizyonun.

Yapımcılar görüşlerimizi geliştirecek programlar üretilebilirse, tabu haline gelen kurallardan daha rahat sıyrılabileceğimizi düşünüyorum. Bir de formatların toplumumuza göre uyarlanması var o ayrı. Uzun uzun duyduğumuz ‘’bip ‘’ sesleri ve Sektörün hukuki eksiklikleri, İnsanları internete daha da yöneltmiş durumda. İnternetin televizyona göre daha ‘’sansürsüz’’ olması ve diğer imkânları bizlere televizyonun gelecekte bugünkü radyolar gibi internetin himayesine gireceğinin sinyalini veriyor.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder